Ana Sayfa / Tüm Haberler / Yaşamak Direnmektir!-Ufuk Saka
Direnişe dair ilk portre: Neslican Tay

Yaşamak Direnmektir!-Ufuk Saka

“Hâlâ diş macunlarını ortasından sıkıyor ve yemek yerken mutlaka üstüme döküyorum. Çok gevezeyim, bazen kendi sözümü kesiyorum. Heyecanlıyım; biraz deli, fazlaca gözü kara… Ama seviyorum. Beyaz saçlarımdan, demir ayağıma kadar seviyorum kendimi.

Mücadelesi güzeldi diyeceksiniz, dayanamadı değil!”

Direnişe dair ilk portre: Neslican Tay

Bu cümleler 21 yaşında kanserden yitirdiğimiz bir genç kızın Neslican Tay’ın sözleri. Buram buram yaşam, buram buram direniş kokuyor… Kesilen bacağının yerine takılan protez demir ayağını, kemoterapiden sonra, önce beyazlayıp sonra dökülen saçlarını sevmesi aslına yaşamı savunuyor oluşundan. “Mücadelesi güzeldi, diyeceksiniz, dayanamadı değil” cümlesi ise tam bir direniş türküsü. Sıradan biri olmadığı, kendiyle hastayken bile yüzleştiğini ortaya koyan, “Çok gevezeyim, bazen kendi sözümü kesiyorum” cümlesi ise hem yürekleri dağlıyor, hem de aynı yürekleri serinletip gülümsetiyor. Hele etrafta bolca bulunan, içerikten yoksun cümlelerle herkesin sözünü kesen, konuşurken doyuma ulaşan insanları hatırladığımızda…

Direnişin ikici portresi: Selahattin Demirtaş

Yaşamak ve direnmek sadece bireysel, amansız hastalıklarla karşılaşıldığında önem kazanmıyor… Hiç sebepsiz, siyaset yaptığı, iktidara muhalif olduğu için “adaletten yoksun adalet”in hışmına uğrayanların direnişi de bazen destansı olabiliyor. Örneğin Selahattin Demirtaş… 4 Kasım 2016’dan beri, yani tam 3 yıldır tutsak… Dediği gibi güç sahiplerinin amacı belli: “Bizim tutuklanmamızla elde edilmek istenen sonuçlardan biri de topluma korku salmak, herkesi cezaevi ile tehdit ederek sindirmektir.” O, kaderimiz olan bu coğrafyada kader olmaktan çıkan baskı ve zulme karşı, “Madem öyle, bize düşen de bu amacı boşa çıkarmaktır. Zaten korkunun ecele faydası da yoktur. Korku iklimini kırarak cesaret mevsimine gireceksek, tutuklanmadan korkarak haksızlığa, hukuksuzluğa boyun eğmek yerine korkuyla alay etmek evladır” diyerek zaman zaman mizahı da kullanarak direniyor. Hem de ne direniş! İktidar sahiplerini tutsakken bile korkutuyor. Onu korkutup sindirmek isteyenler, ondan korkarak daha da saldırganlaşıyor. Demirtaş, cezaevi şartlarıyla da dalgasını geçiyor ve diyor ki; “Cezaevine ilk girişte üstünüzü arayıp içeri sokulması yasak olan her şeyinize el koyuyorlar. Ama tutuklanmanıza gerekçe gösterilen ‘düşüncelerinize’ el koyamıyorlar, içeri sokabiliyorsunuz.” Sakın “21. yüzyılda düşünce suçu olur mu?” demeyin. Olur! Hem de ülkede yargı reformu gibi ciddi bir söylemin safsataya dönüştürüldüğü şartlarda fazlasıyla olur!

Direnişin üçüncü portresi: Canan Kaftancıoğlu

Bir başka yaşam savunucusu ve direnişçi de Canan Kaftancıoğlu… Onlara tam 25 yıl sonra İstanbul’u kaybettiren isimlerden biri olduğu için güç sahiplerini kızdıran Kaftancıoğlu, eften püften sebeplerle “bakımsız yargı!” önüne çıkarıldığında, direnişinin iktidarın memurlarına karşı değil, sisteme karşı olduğunu Nazım’ın şu dizeleriyle ifade ediyordu:

“Sen bu kavgada
bir nokta bile değil,
bir küçük, eğri virgül,
bir zavallı vesilesin!

Ben kızabilir miyim sana?
Sen de bilirsin ki, benim âdetim değildir
bir posta tatarına
bir emir kuluna sövmek,
efendisine kızıp
uşağını dövmek!”

“Yarası olan gocunur” misali bu cümle kızdırmış olmalı ki birilerini, ilk duruşma sonrasında okuduğu bu şiir, ceza indirimi uygulanmamasına gerekçe gösterildi. Sosyal medya üzerinden tam 7 yıl önce yaptığı paylaşımlar nedeniyle 9 yıl 8 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı. Kaftancıoğlu kararın açıklanmasından sonra adliye önünde yaptığı açıklamada “Kararlar saray odalarında alınıyor. Bu dava İstanbul’u, İstanbul halkına kazandıranları cezalandırma davasıydı. Bu karar İstanbul halkını cezalandırmaktır. Vesayet sistemi bitene kadar susmayacağız” diyerek direnişini sürdüreceğini vurguladı.

Memleketimizden üç güzel insan portresi… Yaşamı savunan, haksızlıklara, adaletsizliğe, insan hakları ihlallerine, hastalıklara direnen üç insanın… Sıralama yazının gidişine göre. Bir ismin diğerinin önünde veya arkasında olmasının önemi yok. Peki, herkesten aynı direnişi göstermesini bekleyebilir miyiz? Herkesten bu üç örnekte olduğu gibi yapmış olmaktan gurur duyacağı şeylerin kendi yaşamlarında egemen olmasını isteyebilir miyiz? Elbette ki hayır! Ama o zaman tıpkı Demirtaş’ın Devran isimli ikinci kitabında, “Direnmek Güzeldir” isimli öyküsünde dediği gibi hiç olmazsa utanç duyacağımız şeyler yapmayalım: “Yapmış olmaktan gurur duyacağınız çok fazla şey olmayabilir hayatınızda. Bunu biliyor olmak sizi huzursuz etse de, düşündükçe kahrolmazsınız en azından. Tersinden düşünün, yapmış olmaktan utanç duyacağınız şeyler varsa ne olacak peki?”

Bu haber ilginizi çekebilir

Çağlanayan Adliyesi’nde intihar

ev-dem haber Çağlayan Adliyesi’nde bir yurttaş adliyenin 6. katından kendisini aşağı bıraktı. Sağlık görevlilerinin müdahalede …

Bir yorum

  1. Okudum , tebellüğ ettim …Kaleminize – yüreğinize sağlık…Aslolan elbette yaşamaktır , tüm ölümü kutsayanlara karşı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir