Ana Sayfa / Tüm Haberler / Mahalleli olmak veya olmamak! – Ufuk Saka
Direnişe dair ilk portre: Neslican Tay

Mahalleli olmak veya olmamak! – Ufuk Saka

Mahalleli olmak veya olmamak! 

Bu yazımda iki farklı “mahalleden” çıkan ve farklı misyonlar üstlendiklerini belirterek kendi “mahalle” kültürlerinin dışında, farklı şeyler söyleyen iki kadından bahsedeceğim.

Bu iki kadından bahsederken de “mahalleli” olmak ne demek, “mahalle” dışına çıkanlara yapılanlar ne anlama geliyor, demokrasi anlayışımız sadece kendi “mahallemiz” içinde kalındığı sürece mi geçerli, bu sorulara cevap aramaya çalışacağım. Çok uzun sürecek ve asla bitmeyecek olan, “Demokrasi nedir” tartışmasından uzak durarak…
Kendi “mahallelerini” terk ederek, kendi “mahallelilerinin” tepkisine mazhar olan bu iki kadın; Fatma Yavuz ve Zuhal Demir…

Fatma Yavuz, ilahiyatçı, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde uzun süre çalıştıktan sonra kendi “mahallesine” ayna tutup, eleştiri, özeleştiri hakkını kullandığından muhafazakâr çevre tarafından dışlanan, eleştirilen; sol, seküler çevre tarafından kuşkuyla bakıldıktan sonra yine de beğenilen insan haline gelmiş bir isim.

Zuhal Demir, Dersimli bir maden işçisinin kızı. Belçika’da doğup, büyümüş, okumuş ve Belçika’nın Flaman bölgesinde Adalet Bakanlığı görevini üstlenmiş etnisitesi Kürt olan Belçikalı bir politikacı. Mensubu olduğu Yeni Flaman İttifakı Partisi NV-A, Flaman milliyetçisi bir parti olduğundan, Demir’i, “bizim mahalleden” bazıları “faşist” olmakla suçluyor! İşin garibi, “karşı mahalle” de onu PKK’lı ilan ederek, suçluyor. Yani Demir, Yavuz’dan daha şanssız; çünkü ne İsa’ya yaranıyor, ne de Musa’ya… Oysa o kendisini, “Klasik Flaman milliyetçisi değil, kendine özgü sesi olan biri” olarak nitelendiriyor. PKK ile arasında kurulan bağa da; “PKK’ye hiçbir sempati duymuyorum. Kürt kökenli olmam PKK’li olduğum anlamına gelmez. Şiddet hiçbir zaman çözüm olamaz” diyerek karşı çıkıyor.

“Karşı mahalleden” Fatma Yavuz!
Fatma Yavuz, “İslami törelere aykırı davrandığı” bahane edilerek 14 yıldır Diyanet’te Kur’an eğitmeni olarak çalıştığı işinden atıldı. T24’ten Candan Yıldız’la yaptığı röportajda “Bu ülkede Müslüman, Türk, Sünni ve Hanefi olmak, imtiyazlı olmak anlamına geliyor” diyen Yavuz, bununla da kalmayıp Hrant Dink’in, Madımak Katliamı’nda hayatını kaybeden Hasret Gültekin’in anmalarında yer alıyor. En önemlisi de ötekini anlamayı kendine dert edinmiş olması.
Bu söylemi, içinden geldiği “mahalleyi” kızdırıyor. “Bizim mahallenin”, barış, demokrasi, adalet, insan hakları savunucularını sevindirirken, seküler yaşamı hayatının ilk ve değişmez temel şartı olarak kabul edenlerini ise sessizliğe sevk ediyor… Fatma Yavuz’un, “Başörtüme tutkuyla bağlıyım, ama Allah rızası için şortu da savunuyorum. Şortu savunmak, başörtüsünü savunmaktır” demesi bile onları sevindirmiyor. Onlar için aslolan sadece şortu savunmak olmalı, muhtemelen.

“Bizim mahalleden” Zuhal Demir!
Önce, Zuhal Demir’i neden “bizim mahalleden” kabul ettiğimi açıklayayım. “Coğrafya kaderdir,” denilir ya, insanın ve hatta o insanın babasının doğduğu yer eğer Dersim ise, onun kaderi de “solcu mahalle” içerisinden olduğunun kabul edilmesiyle başlar! Demir, aslında Belçika’da doğup büyüyen, hukuk tahsil eden bir kadın. BBC Türkçe’de kendisiyle ilgili yapılan bir haberde, hakkında şu bilgilere yer verildi: “Bakanlık yemin töreni sırasında, ‘geldiği yeri unutmamak için’ babasının madenci fularını taktı. Bununla, ailesi için her zaman çok çalışan ve başarılı olması için kendisini sürekli teşvik eden babasını onurlandırdığını söyledi.”
Yani, emeğe, emekçiye saygılı… Babasına da… Aynı haberde, Demir’in, Belçika’daki İslam okulları ve camilerde düzenlenen Kur’an kurslarında verilen eğitim nedeniyle, çocukların radikalleşme tehdidi ile karşı karşıya olduğunu sık sık vurguladığı belirtiliyor. Kılık kıyafetinden, Belçika’da hâkim olan batı kültürünü içselleştirmiş olmasından, Türk medyasında yayınlanan peşmerge kıyafeti giyen kadının kendisi olmadığını açıklamasından da anlaşılıyor ki o, seküler yaşam tarzını benimseyip, inatla savunan biri.
Ama Demir, hem Yeni Flaman İttifakı Partisi içinde yer aldığı için, hem de bizdeki klasik “mahalle” tanımlarından hiç birinin içine oturtulamadığından eleştirilerin odağında yer almaktan kurtaramıyor kendisini. “Sol mahalleye” göre, “Bir insan Dersimliyse, Kürt devrimci hareketini ısrarla savunmalı, ‘solcu’ olmalı, başka ülkede bile olsa ‘sağ’ bir partide yer almamalı”, “Sağ mahalleye” göre, “Bir insan Dersimliyse, kesinlikle PKK’lidir, vatan hainidir, sağ partide işi olmaz, olursa da bunun altında bir iş vardır”!

Ezberlerimizden vaz geçsek mi?
Bu iki kadından sonra iki Türkiyeli erkekten bahsedeyim. Selahattin Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder. Biri HDP eski Eş Genel Başkanı, diğeri HDP’nin her daim en önemli ismi olagelmiş biri. İkisi de aynı suçlamayla güç sahipleri tarafından tutsak alındı. AYM tarafından fikirlerini beyan ettikleri gerekçesiyle ikisinin de serbest bırakılması istendi. Önder, AYM’nin bu kararına uyularak serbest bırakılırken, Demirtaş hâlâ tutsak. Şark kurnazlığı yapan iktidar sahipleriyle memurları, akıllarınca aynı siyasi hareket içinde yer alan bu iki insandan tutsak bırakılanın Kürt, tahliye edilenin Türk olmasından yararlanıp HDP içerisinde bölünmeyi sağlamak istiyor. “Yerler mi” diye sorduğumda, “Yemezler” cevabını vermek istiyorum ama sosyal medyaya baktığımızda pekâlâ yenildiğini görüyoruz.
Burada gündeme getirdiğim ikisi kadın dört kişi hakkındaki olumlu olumsuz ama her biri aramızdaki düşünsel uçurumları ortaya koyan yorumların altında iki temel neden yatıyor… İlki bilmeden çok şey biliyor gibi yapmamız, konuşmamız, yazmamız; ikincisi de ezberlerimizden vazgeçemememiz. Bu tespitim doğruysa, önce “mahalleli” olmak fikrini terk etmeliyiz. Sonra demokrasinin sadece ve zaten terk etmemiz gereken “bizim mahalle” içinde geçerli olması gerektiği, “diğer mahalleye” geçenlere karşı asla demokrat olunamayacağı önyargısına “güle güle” demeliyiz.
Aslında sadece kişinin; demokrasinin, barışın, özgürlüğün, adaletin, insan ve doğa haklarının yanında olup olmadığına bakmamız ve dünyanın, kapitalizmin kuruluşunda baş tacı edilen “uluslar” kavramından daha büyük olduğunu görmemiz gerekiyor.

Bu haber ilginizi çekebilir

Çağlanayan Adliyesi’nde intihar

ev-dem haber Çağlayan Adliyesi’nde bir yurttaş adliyenin 6. katından kendisini aşağı bıraktı. Sağlık görevlilerinin müdahalede …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir