Ana Sayfa / ana-slider / Kürtçe ,Alzaymır ve Haluk Bilginer – Yakup Kamay Goçerî

Kürtçe ,Alzaymır ve Haluk Bilginer – Yakup Kamay Goçerî

Aklımda konu başlığı olarak Haluk Bilginer var ama kendisini bilmeyen azdır sanırım. Son aldığı ödülle beraber bu popülaritesini sınır dışına da taşıdı.

“Şahsiyet“i, Haluk Bilginer’i ve dizinin senaristini bu ödül olmasaydıda yazacaktım aslında. Epey bir zaman önce izlememe rağmen hep geciktirdim.

Haluk Bilginer, seyirciyi suçlu bir toplumun örtülü ortak hafızasında yavaş yavaş gezdirir, Şahsiyet dizisindeki rolüyle. Bu esnada başına musallat olan unutkanlığın alzaymır olduğunu farkeder.
Hergün birazdaha alzaymırın pençesinde birşeyleri unutan Kahraman (H.B)
birgün apartmandan içeri girerken karşılaştığı kişiyle Kürtçe konuşur. Hiç bilmediğini sandığı bu dili karşısındaki anlamaz.
Kendisi ondan daha çok şaşırır.

Hafızasında geriye doğru gider. Bunu, kat-kat bir binadan temele inmek gibi düşündüm bir an. Hafızanın katlarının olduğunu varsayarak. Bir süre sonra hatırlar
memuriyeti döneminde, Kürt ilinde (Silopi’de) kaldığını ve Kürtçe’nin hafıza katlarına burdan yerleştiğini anlar. Sırayla yemeye başlıyordu demekki unutkanlık hafızasına biriktirdiklerini. Sırasını şaşmadan.

Birden aklıma Türkiye metropollerine sürülmüş yada göç etmek zorunda kalmış Kürtler geldi. Kürtçe’yi, kendi ana dillerini unutan milyonlar. Aynı şey bizimde başımıza gelseydi diye geçirdim içimden bir an. Alzaymır. Bir dilekmi tutsak.

Hapisteki, sürgündeki ya da mezardaki oğlunun kızının eşinin yolunu beklerken Alzaymır olan ferdi çok Kürtlerin. Hafızaları, acıları tarafından yenmiş ama yine de gururlu olan o istisnalar hariç, kalanlar için böyle bir dilekte bulunulabilir.
Madem en yakındakinden başlayıp en uzaktaki öğrenilmişe doğru ilerliyor hafıza atı, o zaman geriye kalan milyonlar için durmadan koşsun o at. Durmadan yaklaşık yüzyıl hemde. Geriye doğru inerek katları.

Şahsiyetteki bu sahne aklımda hemen kendisine iki hatıra buldu arkadaş olarak.

İlki 90 lı yıllarda yayınlanmış bir kitaptı. Şimdi tam tersi olsada o zamanlar kimin yazdığına değil ne yazıldığına bakıyordum sabırsızca sayfaları çevirerek. Yazarını hatırlamadığım bu öyküde metropolde inşaat işçisi bir grup anlatılıyordu. Gruptaki biri çok iyi konuşamasada Türkçe’den başka dil kullanmıyordu. Dilini kullanmaktan utandığını saklayıp bilmediğini iddia ediyordu.
Aynı kişi her gece sıklıkla rüya görüyor. Rüya halinde sürekli Kürtçe konuşuyordu.

İkinci hatıra ise daha kişisel.
Yıllar evvel bir arkadaşla beraber fotoğraf çekmek için dağlık bir arazide gezerken büyük bir sürünün düzinelerce köpeğinin saldırısına uğramıştık.

O güne kadar bazen Kürtçe ama daha çok Türkçe konuştuğum arkadaş hem Türkçe’yi hem de Kürtçe’yi unutmuş, Zazaca bağırmaya başlamıştı yardım için. Zazaca bildiğini o zaman farketmiştim.

İlk örnekte bünyenin utanca gösterdiği refleks kendini rüyada Kürtçe konuşarak dışa vuruyordu. Rüyalar, unutmaz çünkü.
İkinci örnek ise can havliyle bir düzine korkusuz Koçer köpeğinden kurtulma, can korkusu.

Şahsiyette alzaymırın Haluk Bilginer de yarattığı aynı unutkanlığa utanç ve korku da yolaçıyordu demekki.

Hafızayı üç şey yiyiyor. Utanç, korku ve alzaymır.

Korku ve utançtan uzak olsun ama, bize biraz alzaymır lazım.
Yaklaşık yüzyıllık.
Dilaçar’ın kalemi kırılana, Ziya’nın kafasında takılı kalan kurşun çıkıncaya kadar hemde.

Bu haber ilginizi çekebilir

CHP, yeni vergilerin iptali için AYM’ye başvurdu

Cumhuriyet Halk Partsi (CHP), Aralık ayında TBMM’de kabul edilerek yürürlüğe giren ve yeni vergiler getiren …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir