Ana Sayfa / Yazarlar / Gökhan KILIÇ / Kimin Kemeri – Gökhan KILIÇ

Kimin Kemeri – Gökhan KILIÇ

Kimin Kemeri – Gökhan KILIÇ

Egemenler, ellerine bir kemer geçirince Kürd’e savurmaktan bir an bile imtina etmiyorlar. İmtina Etmiyorlar çünkü; işgal edilmiş toprakların küçük bir yeli fırtınaya dönüşür. Cılız bir ses, kitlelerin gür ve kararlı marşı olmaya yeter. Bu da işgalcilerin uykularını her gece kabusa çevirir. Haliyle onlar da türlü türlü hileler, aldatmacalar, proje ve plan tasarlarlar. Süngüyle topraklar almışlardır, üzerine oturmak için de fır dönerler adeta.

Kuzey’de bitmez tükenmez fırıldaklıklar dönüyor 1920’lerde. Takrir-i Sükun’lar mı dersiniz Şark Islahatlar mı? Hafif toz kaldıran bir yel oldu mu orda bitiyor bıyığı daha yeni yeni terleyen Cumhuriyet. Demir ağlarla örüyor ana yurdu dört yandan. Ağların Üzerine kara kara trenler; içlerine toplar, tüfekler, jandarmalar dolduruyor. Gecesini gündüzüne katıyor, köy köy dolaşıyor şeytanın aklına gelmeyen yöntemlerle. Dereler kan akmaya başlıyor ki aklına bir fikir daha geliyor: buralara ait her şeyi yasaklamak. Hatta orda yaşayan insanı bile. Kadim şehir, köy, kasaba, dağ-taş ne varsa yeni isimlerini kurşunun ucuyla göğüslerine asmak zorunda kalıyorlar. İnsanlar trenlerle başka yerlere götürülüyor. Sonra bir bakıyorsunuz gelen trenler boş değil. Gönderilenlerin yerine başkaları getiriliyor. Kürdistan’ın her yerinde bu insanların ardılları hala yaşıyorlar. Bölgeyi Türkleştirsin diye daha doğrusu “Kürtsüzleştirsin” diye getirilenler şimdilerde “Biz, aslında Laz’ız” deyip herkesten iyi Kürtçe konuşuyorlar. Tarihin cilvesi sanırım.

Yıllarca süren bu fırıldaklıklardan sonra Kuzey’de 1940-1970’lerde görece bir sessizlik hüküm sürüyor.

Yıl 1960’’lar. Aynı dertten muzdarip bir başka ülke olan Suriye. Ah vah ediyor. “Kürd’ün var derdin var kardeşim” nasıl yapmış acaba üst kat komşumuz genç cumhuriyet? Bir koşup soruyorlar ve reçeteyi olduğu gibi uyguluyorlar. Herkes gibi kendi yorumlarını eklemeyi de ihmal etmiyorlar elbette. Kürd nüfusunun dörtte birinin kimliğine el konuluyor ve her türlü hak ellerinden alınıyor. Bütün şehirlerin, köylerin isimleri değiştiriliyor. Ortaya “tel” “Tıl” ön ekleriyle bir sürü köy kasaba çıkıyor. Anlaşılan isim konusunda mizah anlayışları hiç yokmuş. Kürd’ler yerlerinden ediliyor, yerlerine Arap çiftçiler yerleştiriliyordu. 350 km uzunluğunda 15 km derinliğinde bir bölgeye, üç dört yıl boyunca insanlar getiriliyor, insanlar götürülüyor. Bu olay 1960’larda ısmarlanıp nihayet 1973’te hayata geçirilmeye başlanıyor. “Arap Kemeri” böylece tarihteki yerini alıyordu.
Yıl 2019. Son bir kaç yıldır her yer toz duman. Onca emek, çaba, kanın bir faydası olmamışa benziyor. Kuzey’in, devletin nezdindeki “Kürtsüzleştirme aparatları” çoktan çocuklarına Kürtçe isimler vermeye başlamışlar. Kimse köyünün merasına “kayalık” “incesaz” “Obabaşı” vs demiyor. “Keviran” “meğelan” “çelepik” olduğu gibi duruyor. “Sükun” her sokaktan, evden, şehirden yükselen apaçık özgürlük şarkılarıyla sizlere ömür.

Kopyala yapıştır yöntemlerle aynı sonucu almaya çalışan Suriye nasıl peki? Burda işler hiç mi hiç umulduğu gibi olmamışa benziyor. Kürdler ve orda yaşayan halklar -sonradan yerleştirilenler dahil- Özerk bir yönetim kurmuşlar. Kendi ordularını oluşturmuşlar. Yıllarca en vahşi düşmanlarına karşı savaşmışlar. Bela üstüne belayı defetmişler; Suriye iç savaşında Suriye nüfusunun neredeyse yarısı yerinden olmuşken Kürdistan’ın bu parçasını bir demokrasi vahası haline getirmişler. Kimse değiştirilen köy ve şehirlerin “Tıl” esprisine gülmemişe benziyor. Orijinal isimler yerinde duruyor. Sonradan getirilen Arap nüfus özerk yönetimin bir parçası olarak orda duruyorlar. Halkların bir arada yaşayabileceği fikrini öyle kanıtlıyorlar ki tarihin en büyük fedakarlığını yapmak için bir diktatörün yıllardır gözüne uyku girmiyor.

Erdoğan, daha önce kimsenin yapmadığı bir fedakarlığı yapmak için BM genel kurulunda elinde renkli haritalarla bunu bir kez daha hatırlatıyordu. Tarihsel seyrine kısaca baktığımız Kemer politikasının tekrarını yapacağını yineliyordu. İki farkla: 1- daha önce 15 km olan derinliği 30 km çekerek.
2- -fedakarlık da burda- komşusunun kemerini kendi elleriyle bağlamayı vadediyor.

Eşine az rastlanır bir durum açıkçası. Göz yaşartıcı bir fedakarlık. Kemer filminin üçüncüsü çekilmeli -çünkü ilk ikisi çok ama çok tuttu!- ama Suriye’nin buna gücü olmadığı için bu işlerin Mahiri ülkenin mahiri lideri, kolları sıvamış işe koyulmak için can atıyor. “yaşasın işgalci dayanışması!”
İş Kürd’e ve onun üzerinde yaşadığı toprağa gelince hiçkimse “Avrupa’ya blöf yapıyor ya da Rusya’ya selam gönderiyor, ABD’ye posta koyuyor” hesabıyla olaya bakmıyor, bakmamalı. Dengeleri gözettiği ve kendi çıkarına baktığı muhakkak. Ancak Türkiye, daha kundaktaki bir bebekken bile anne sütü yerine Kürd ve diğer halkların emeğiyle beslenmiş, kendi varlığı dışındaki herkesten ve her şeyden nefret etmesi gerektiği öğretilmiş bir ülke. Fabrika ayarları olan “diğerleri düşman” tezine dönmekte hiç mi hiç zorlanmıyor. Gerekirse İran yerine de kemer kurmaya çalışır Irak yerine de. Bunlar ne ki? Kamerun, Yeni Zelanda, Avustralya bile elinden kurtulamaz. Kürd ve Kürd’ün kazanımı onun temel motivasyonudur. Çünkü varlığını diğerlerinin yokluğuna, yok edilmesine bağlamıştır. Yok olmayan Kürdler kalmıştır.

Tarihte bunu andıran bir örnek daha var. Büyük Darius (MÖ 552-485) tüm Kürdistan, Anadolu, Mezopotamya ve hatta Mısır ve İran’ı zaptettikten sonra uykularını kaçıran bir durum var. Anadolu halkları bu boyunduruğu kabul etmezler. İsyan bayrağı elden ele dolaşır. Darius’a “Güvenli bölge” lazımdır. Çıbanın başı Yunan demokrasisidir. Ona göre bu rejim sapıklıktır. Tehtid der, beka der. “Düşünün, bir kılıç, ok, kalkan kaç paradır bir düşünün” Der ve türlü vergiler alıp ordularını Yunan sınırına yığar. Devasa kaynaklara ve ordulara rağmen karşılaştığı direniş nedeniyle boynu bükük ayrılmak zorunda kalır.

İnsanlar her şeylerini ortaya koyup elde ettiklerini bırakmazlar. Kişisel olarak da bu böyledir, toplumsal olarak da. Söz konusu binlerce can verilip kazanılmış özgürlükler ve buna yaraşır bir yönetim modeliyse, orduların seferi olur ama zaferi zor duyulur.

Bu haber ilginizi çekebilir

Çağlanayan Adliyesi’nde intihar

ev-dem haber Çağlayan Adliyesi’nde bir yurttaş adliyenin 6. katından kendisini aşağı bıraktı. Sağlık görevlilerinin müdahalede …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir