Ana Sayfa / ana-slider / Kana Bulanan Barış Güvercinleri – Mahmut Çiftçi

Kana Bulanan Barış Güvercinleri – Mahmut Çiftçi

KANA BULANAN BARIŞ GÜVERCİNLERİ

2015 yılı 10 Ekim’inde Sivil Toplum Kuruluşları, Sendika ve siyasi partilerin “Savaşa İnat, Barış Hemen Şimdi!” ve “Acil Barış, Acil Demokrasi!” şiarıyla düzenlediği Emek ve Barış mitingi için yüz binlerce emekçi Ankara Gar’ı önünde toplanıp Sıhhiye Meydanı’na yürüyecekti…

Demokrasi güçlerinin yan yana gelerek barış ve kardeşlik seslerini ülkenin başkentinden duyurmak için yapmak istedikleri mitingi ve sonrasını kelimeler kifayetsiz kalmazsa anlatacağım.

Miting Komisyonu gerekli resmi izinleri alıp bütün hazırlıklarını tamamlamış ve kimseyi ötekileştirmeden davetlerde bulunmuştu.
Amaç barıştan, kardeşlikten, huzur ve mutluluktan yana olan herkesi yan yana getirip onları el ele tutuşturmaktı.
Büyük bir umut ve sabırla beklenen 10 EKİM yaklaşıyor ve yaklaştıkça da güneşe âşık olanların yüreklerine su serpiyordu…

Güzelim ülkemin dört bir yanından Ankara’ya doğru yola çıkan barış sevdalıları sel gibi yollara dökülmüştü. Mitinge ülkenin bütün renklerinden, inançlarından, meslek gruplarından, akademisyenlerinden, öğrenci derneklerinden vb. kitlelerden katılımlar olmuştu. Otobüslerin içinde bile halay ve barış sesleri arş-ı alaya yükselip kara bulutları darmadağın ediyordu.
Karadeniz’den gelenler ile Doğu ve Güneydoğu’dan gelenler sevinçler içinde yan yana ve kol kola…

Evet, on yılların hasreti olan barış ve kardeşliğe dayalı umutlar bu mitingle daha da güçlü yeşerecekti…
Keşke yazımıza hep böyle güzel cümleler kurarak devam edebilseydik. Ama ne yazık ki artık bu süslü cümlelerden vazgeçip realiteyi yazmaya başlayacağız.
Evet, umut dolu cümlelere dokuz yaşındaki Veysel ATILGAN’ın, o pırıl pırıl gözleriyle dünyaya veda ettiği gibi biz de veda edeceğiz. Çünkü gözünü Ankara’da açanlar kan ve gözyaşıyla ömür boyu hayata üzgün bakacaktı. Onlardan biri de şuan bu yazıyı kaleme alan, gözleri acı yaşlarla dolu olmasına rağmen barışa ve kardeşliğe olan inancını yitirmeyen ve her daim insanlık için elinden geleni yapacağına dair insanlığa söz veren bendim. Evet, iki bombanın patladığı alanda ve iki bombanın ortasında bulunan fakat dostlarını, kardeşlerini, sevdiklerini orada cansız bedenleriyle bırakıp gelen kötü insan bendim. Kanlı meydanda yeni evlenen Gülhan KARLI ELMASCAN’ı ve eşi Yılmaz ELMASCAN’ı cansız bedenleriyle bırakıp gelen bendim. Evet,ben de Türkiye’nin dört bir yanından akın akın gelen ve daha güzel bir dünya için mücadele eden insanlardan biri olarak bir eğitimci grubuyla 9 Ekim günü İstanbul’dan Ankara’ya doğru yola çıkmıştım.

Birazdan anlatacaklarımın daha iyi anlaşılabilmesi için yaptığımız yolculuğu biraz anlatmak istiyorum. Arabalara bindiğimiz andan itibaren heyecan başlamıştı. Barış şarkıları seslendirilip şiirler okunuyor ve insanlar tanışıp kaynaşıyordu. Sonraki gün olacak miting ise hiç dillerden düşmüyordu. Arabalar konvoy şeklinde yavaş yavaş ilerliyor, mola yerleri davul, zurna ve kemençelerle adeta şenlik havasına bürünüyordu. İnsanlar yiyeceklerini ve içeceklerini paylaşıyor, birbirine şarj makinasını gönül rahatlığıyla veriyor, birbirine yemekler ve çaylar ısmarlıyor, hatta birbirlerine ceketlerini bile verenleri de görebiliyorduk… Öyle güzel bir hava yaratılıyordu ki insanın duygulanmaması imkânsızdı. Özellikle her mola yerinde çekilen halaylara farklı amaçlarla farklı yerlere yolculuk yapanlar da katılıyor ve adeta bir kardeşlik köprüsü kuruluyordu. Tabi, yolculuğumuz bunlarla sınırlı değildi. Yol boyu arama noktalarından geçiriliyor şarj aletlerimizden, çakmaklarımız hatta meyve bıçaklarımıza kadar her şeye güvenlik nedeniyle el konuluyordu! Yani anlayacağınız her arama noktasından sonra çakmağını ve şarj makinasını polise kaptıranları teselli etmekle kalmayıp ayrıca bu kadar önlem aldıkları için içten içe emniyet güçlerine sevgi besliyor ve seviniyorduk. Anlatılmakla bitmeyecek yolculuk serüvenimizi bitirip Ankara’ya giriş yapmıştık ve toplanma alanı olan Ankara Gar’ına doğru uykulu gözlerimize rağmen heyecanla yürüyorduk…

Toplanma alanına sabah saat 8 gibi ancak varabilmiş ve saatler 10’u gösterirken de yüz binlerce umut bekçisi toplanmıştık. Henüz kitlenin toplanmasını beklerken; birileri gözlerini ovalıyor, birileri lavabolar önünde sıralar oluşturmuş, birileri çay ve simit almak için kuyruklarda bekliyorken, birileri de dayanamayıp çoktan halaya başlamıştı.

Alan halaylar, zılgıtlar, horonlar, zeybekler ve alkışlarla çiçek bahçesine dönüşmüş, Sanki hiç bitmeyecek olan mutluluk ve barış halayında Diyarbakır’lı 45 yaşındaki iki çocuk annesi Fatma ESEN ile Trabzon’lu Gökmen DALMAÇ, kendilerini düşmanlaştıran cellatlara inat el eleydi… Onlar gibi düşmanlaştırılan binlerce kişi de, dünyaya ve ülkede nefret kusanlara karşı haykırıyor ve kararmış kalplere sevgi tohumları serpiştiriyordu.

Alanda ki heyecanı anlatmakla bitiremeyeceğim için burada bir ayrıntı daha verdikten sonra asıl yüreklerimizi dağlayan ve barış güvercinleri olan bizleri kana bulayan patlama anını ve sonrasında uygulanan insanlık dışı muameleyi anlatmaya başlayacağım.

Bugün bile iki kişinin yan yana gelmesine müsaade etmeyip yanlarından ayrılmayanlar emniyet güçleri alanı terk etmiş ve patlama sonrasına kadar da sırra kadem basmışlardı!
Ne yazık ki zalim dakikalar an be an yaklaşıp 10.04’ü bulmuş ve semalara çıkan sevinç çığlıkları yerini bir anda ölüm çığlıklarına bırakmıştı… Bir anda kara bulutlar üstümüze çökmüş, gökyüzü ve yeryüzü adeta bir cehenneme dönüşmüştü. Bombaların art arda patlaması hepimizin hayalleri olan barış umudunu dumura uğratarak bedenlerimizi kana bulamıştı.
Havaya savrulan ceset parçaları üzerimize düşüyor çığlık ve ağlama sesleri adeta kıyameti yaşatıyordu! Şok geçirenler, bayılanlar, sevdiklerini arayanlar, evladını kucağında kanlar içinde taşıyanlar, sevdikleriyle el ele yerde yatanlar, sevdiklerini kanlar içinde yerden almak isteyen o gencecik insanlar… Bu satırları yazarken o anı tekrar hatırladığımı ve okulda odamda otururken gözyaşlarına boğulduğumu da belirteyim ki orada olmayanlar bu ülkedeki barış ve kardeşlik için verilen bedelleri ve çekilen acıları kavrasın! O anda insani reflekslerle alandan uzaklaşmaya çalıştıysak da dayanamayıp acil müdahale etmek istedik. Çünkü müdahale ile onlarca kişiyi kurtarma şansımız vardı. Nitekim bazı yaralılar alandan alınabildi. Ancak hemen sonrasında ne hikmetse Tomalarla alanın etrafı sarılıp biber gazları sıkıldı. Yerde yaralı yatanların nefessiz kaldığı o anlar ise bombalardan daha fazla etkili olmuştu.

Alana ilk önce gelmesi gereken hatta öyle bir kalabalıkta hazır bekletilmesi gereken ambulanslar zırhlı araçlardan ve hatta gelmelerine anlam verilemeyen itfaiye araçlarından sonra teşrif etmişlerdi!
Şuan tuşlara basarken bile o anları hatırladığımdan ellerim titriyor yazmakta zorluk çekiyorum. O zor anlarda bize hastane kapılarının kapanmasından mı bahsetsem, durup bizi almayan taksi ve dolmuşlardan mı bahsetsem, yaralı bedenleri taşımaya çalışırken yediğimiz coplardan mı bahsetsem bilemiyorum.
Anlatılacak o kadar çok şey var ki… Gencecik insanların bizden yardım isteme çığlıkları ise hayat boyunca unutulacak gibi değil.

Neyi anlatayım bilemiyorum!

Ali İsmail KORKMAZ’ın resmini taşırken onunla aynı kaderi paylaşan 19 yaşındaki Ali Deniz UZATMAZ’ın yerde kanlar içinde yatan bedenini mi?

“Mendilimde Kan Sesleri” şiirinin dizelerini o tatlı dilinden düşürmeyen EMEP’li Korkmaz TEDİK’in barış sesleri arasında şehadet şerbetini içişini mi?

İTÜ’de başarılarıyla ve sevecenliğiyle arkadaşlarının gönlünde taht kurup yeni doğan çocuklarda ismini yaşatan Güney DOĞAN’ın, dünyaya gözlerini yummasını mı?

Henüz 19 yaşında olan CHP Malatya Gençlik Kolları üyesi olan Eren AKIN’ın Uğur MUMCU anmasında okuduğu “Vurulduk ey halkım unutma bizi” dizelerinin kulaklarımızda ki yankısını mı?

Hangisinin hikâyesine dokunsam bin ah işitiyorum. Bu yüzden fazla uzatmadan patlama sonrası ile ilgili birkaç şey söyleyip yazımı sonlandıracağım.
Patlama sonrasını ise şöyle açıklayayım: Patlamayı IŞİD üstlenmiş ve yapılan incelemelerde 10 Ekim 2015’de Ankara’da 103 canı, 20 Temmuz 2015’te Suruç’ta 32 canı katledenlerin aynı ekipten oldukları ve emniyetin haberdar olmasına rağmen bu şahısların tutuklanmadığını da belirtmek istiyorum. Bizden şarj aletlerimizi bile alanların bombaları görmemesini ise iman sahibi demiyorum vicdan sahibi insanların değerlendirmesine havale ediyorum.
Ayrıca emniyete bomba ihbarı yapıldığını da dönemin başbakanı ve şimdi ise başımıza devrimci kesilip iktidarı topa tutarak kendini temize çıkarmaya çalışan Ahmet Davutoğlu’nun ağzından dinlemiştik. Bahsettiğimiz zat: “Elimizde canlı bombaların listesi var ancak kendilerini patlatmadan onları yakalayamayız” demişti!

Patlama ile ilgili aşağıdaki şu alıntı da önemlidir: “IŞİD saldırılarının ardından CHP heyetinin Diyarbakır ve Adıyaman’da yaptığı incelemeler hakkında Cihan Haber Ajansı’na konuşan CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli AĞBABA konuşmuştu. AĞBABA, MİT’e dönük ciddi bir iddiada bulunup ‘Diyarbakır’daki mitinge bomba atan çocuk ile Suruç’ta canlı bomba olarak kendini patlatan çocuğun MİT’in kontrolünde Suriye’ye defalarca kez gidip geldiğini söyledi.” (2 Ağustos 2015).
Yukarıdaki alıntıları vermemin nedeni burada yazılan hiçbir şeyi kafamdan uydurmadığımı ve hepsinin devlet ve medya arşivlerinde var olduğunu belirtmek istememdir. Ayrıca anlattıklarımın hepsine internet üzerinden ulaşılabileceğini de siz değerli okuyuculara hatırlatmak isterim.

Patlama ardından olanlar olmuştu! 103 kişi hayatını kaybetmiş 500’den fazla kişi de ağır yaralanmıştı. Katliamın kimler eliyle yapıldığına dair birçok iddia ortaya atıldı ve birçok kişi suçlandı ancak ben bu yazımda o iddialara yer vermeyerek kısaca
“Dış mihrakların işidir” deyip geçiyorum. Katliam sonrası açılan davaları takip ediyorum ve ben bu yazıyı kaleme alırken olayla ilişkisi bulunan sanıklara 12’şer yıl hapis cezası verildiğini öğrendim. Herhalde simit çalana 20 yıl hapis cezası veren hâkim amcalar katledilen 103 insanın bir simit kadar değerli olmadığını düşünmüşlerdir!

Özetle barış ve kardeşliğe dair umutları karartmak isteyenler 103 canımızı bizden söküp alarak dünya tarihine kendileri adına kara bir leke, insanlığa da acılarla dolu bir trajedi bırakmışlardı.
Acılı bir yürekle canlarını insanlık için kendini feda edenleri özlem ve saygı ile anarak sabırla okumanızdan dolayı yüreklerinize sağlık ve huzur diliyorum…

Her koşulda mücadele edip! Ümidini yitirmeyenlere selam olsun…

Bu haber ilginizi çekebilir

CHP, yeni vergilerin iptali için AYM’ye başvurdu

Cumhuriyet Halk Partsi (CHP), Aralık ayında TBMM’de kabul edilerek yürürlüğe giren ve yeni vergiler getiren …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir