Ana Sayfa / Yazarlar / Gökhan KILIÇ / Göçler, Reisler ve Sınırlar – Gökhan KILIÇ
Gökhan Kılıç

Göçler, Reisler ve Sınırlar – Gökhan KILIÇ

Gerek kitle olarak gerek sonuçları itibariyle bildiğimiz en büyük göç kavimler göçü olarak da bilinen olay. Sınırlar yokken, devriyeler atılmıyorken yaşandı bu olay. Kuşkusuz denizlerde, nehirlerde boğulanlar yine oldu; komşu ülkelerin saldırısında kalanlar, aileler darmadağın hale geldi. Kalan sağlar tüm Avrupa’nın yapısını değiştirdi. Hatta tüm dünyanın yapısı değiştirdi.
O zaman gelenleri karşılayan kamplar henüz yoktu. Mülakat yapmıyorlar ve haliyle “Anlatın bakalım neden geldiniz?” Diye soran çıkmıyor. Onlar da “Reis bize kötü davrandı, boynu altında kalsın. Kovdu bizi köyden” demediler. “Gözü çıkasıca, bir sabah kalkıp komşunun toprağına göz koydu da ondan” hiç demediler. Oturum beklemek de yok o zamanlar. Herkes bulduğu ve diş geçireceğine inandığı yere yerleşti. Daha dişlileri çıkınca da yüklenip gittiler başka diyarlara. Olay basit. Olay basit çünkü durum insanoğlu için yabancı değil. Göç, her zaman olan bir durumdu. Bu kadarı belki ilkti ama bu gerçeği değiştirmez.
Bu arada belirtmeliyim “Reis” deyince aklınızda aynı isim beliriyorsa içiniz fesat. O zamanlar çoğu insan bir imparator veya krala değil yerel bir reise ya da o sıfatlı bir tek adama tabiler. Her reis bu kadar mukadder mi ki? Büyümesin gözümüzde. Ne saray var ne Mercedes’ler. İnsanlar kağnılarla çamurda bata çıka zar zor ilerliyorlardı.
Gel zaman git zaman başka bir göç yaşanıyor. Yıllardır da sürüyor. Ve de sürecek. Tarih bunu ne ad ile anar henüz belli değil. Kampta oturmuş, bana verilen plastik bıçakla kiviyle cebelleşirken bunu düşünüyordum. Metal bıçak niye verilsin ki? Versinler de bizler, her türlü ölümden, kargaşadan, savaştan, diktatörlerden kaçan bizler de onunla birbirimizi doğrayalım değil mi? Bakış açısı bu mu değil mi bilmiyorum. Tarihin ikinci ya da sayı itibariyle en büyük göçünde payıma düşen plastik bıçakla kivi soymaya çalışmak. Buna da şükür. Dünya liderlerinin şovuna dönüşen yüzükoyun cansız bedenlerden de olabilirdik.
Sayısız şey söylendi göç hakkında. Hiç bir insan bahçesindeki ceviz ağacını bırakıp yaban elin yüksek maaşı için gelmez buraya diyordum ki o yüzden gelenler de varmış. Ama o ceviz, uzaklardan özlem teline dokundu mu dur durabilirsen…
Sonra ülkelerin ismi yani resmi isimleri nasıl olduysa aklıma takıldı. Acaba nasıl bir bağ var göçle resmi isim yani yönetim şekli ya da rejimi arasında?
Türkiye bir cumhuriyet. Almanya bir federasyon. Bunun gibi. Türkiye’den Almanya’ya yoğun göç var o zaman federasyon iyidir cumhuriyetten. Ama işte tam burada Irak bozuyor işi. O da federe bir ülke. En çok göçmen gönderen ülkelerden.
Hele hele bazıları var ki göze sokarcasına Demokratik sıfatını önlerinden düşürmüyorlar. Kimsenin inanmayacağından mı korkmuşlar ne? Bakın demokratik bir ülkeyim diyorum neden inanmıyorsunuz?
Sadece “cumhuriyetin” tek başına kesmediği ülkeler de var. Bir şey eksik demişler sanırım. Sonra kafa kafaya verip bulmuşlar o eksiği. Yahu biz Müslüman değil miyiz? Öyleyiz. E o zaman bunu neden belirtmiyoruz? Belirtelim. Çok haklısın demişler kendi aralarında. Sonra olmuş İran İslam Cumhuriyeti.
Bazıları var ki hiç mi hiç zorlanmamışlar gibi. Düşünüp taşınmak hak getire. Cetvelle sınırları çizilmiş. -Cetvelle çizilecek elbet. Maazallah yamuk olur. Hakka girerler. Ver bakalım nasıl veriyorsun hesabını Mahşer-i Kübra’da.- İlk işlem tamam. Bir de isim lazım şimdi. Biz Arap olduğumuza göre. Eee demişler diğerleri. Bizi çağırınca dönüp bakalım ele güne rezil olmayalım. Kürt diye seslenince dönecek değiliz ya. Adımız Suriye Arap Cumhuriyeti olsun. Tamam bu iş. Ama efendim Kürtler ve diğerleri de var. O da laf mı yani? Kimse çağırmaz onları, lazım olduklarında nerde olduklarını nasılsa biliyoruz.
Sınırlara nasıl sinir oluyorum anlatamam. Sınırlar da işin aslı pek memnun gözükmüyor ki zırt pırt değişip duruyorlar. Hem de en kalın kırmızı çizgilerin gözüne baka baka. Böyle de huyları var. Düşman çatlatıyorlar. “Cesedimi çiğnemeden asla!” Ne büyük konuşmuşlar! Kimler kimler çiğnenmiş sakız gibi. Huyudur dedik ya, yok, daha çok tabiatlarıdır. Sınırlar yapay; insan diliyle doğal bir varlık. Sana, ona bakmaz, izin de istemez yatağını değiştirmek için. Zamanı gelir değiştiriverir. “Mal mal bakılır” ardından. Sonra bunu engellemek adına yapılanlarla katil olarak kalır sıfatın. Sınırlar değişir, insanlar göçer. En istenen göçte bile bir mecburiyet vardır illa ki.

Bu haber ilginizi çekebilir

Çağlanayan Adliyesi’nde intihar

ev-dem haber Çağlayan Adliyesi’nde bir yurttaş adliyenin 6. katından kendisini aşağı bıraktı. Sağlık görevlilerinin müdahalede …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir