Ana Sayfa / Yazarlar / Mahmut ÇİFTÇİ / Evlat Hasreti – Mahmut ÇİFTÇİ
anneler

Evlat Hasreti – Mahmut ÇİFTÇİ

Günlerdir Türkiye’de bu kadar sorun varken gündemi kilitleyen Diyarbakır’daki annelerimizin eylemini bu yazıda ele alacağız.

Neden bu kadar sorun varken diyorum? Çünkü bugüne kadar susan annelerimizin, bugün en büyük sermayesi Cumhuriyet olan ülkede adaletten, eşitlikten, eğitimden, toplum huzuru ve güvenliğinden, insanlıktan vb. kutsal haklardan hiçbir eser kalmamışken böyle bir eylemle bu fıtrat gereği elde ettikleri haklarını birilerinin oyuncağı hâline getirmeleridir.

Belki de şuan bu satırları okurken “Acının zamanı ve yerimi olur?” diyerek söylediklerime katılmayacaksınız. Ancak belirtmek istediğim şey acının yeri ve zamanının olmadığı değil. Annenin en temel hakkı olan bu hakkın, birilerinin talimatıyla gerçekleşiyor olması ve temel amacı rant olan medyaya sıradan bir dizi gibi reyting sağlamasıdır. Değerlendirmeye başlamadan kutsal bir mertebeden bahsedeceğimizi de ayrıca belirtmek istiyorum. Onlar, cennetin bile ayakları altında olduğu bir mertebede bulunup bizleri karşılıksız dokuz ay karnında taşıyan ayakları öpülesi kadınlar…

Peki, bu yazıyı eylem yapan annelere karşı olduğumuzdan veya herhangi birilerini savunmak için mi kaleme aldık? Tabii ki hayır!

Herhangi bir ideolojiye bağlı olmayan, inancı, kültürü ve insanlığı gereği her zaman ve her koşulda insanlığı ölçüt alan biri olarak, 30 Nisan 1977’de Arjantin’de evlatlarını arayan annelerden tutun da Galatasaray Meydanı’nda 27 Mayıs 1995 tarihinden bugüne yaz kış demeden ve yanan yüreğinden başka hiç kimseden talimat ve destek almadan, kimseye acısını kullandırtmadan,  kaybolan ve bir mezarları bile olmayan evlatlarını arayan annelere kadar her anneye saygı gösterdiğimi ve her anneyi bu konuda haklı bulduğumu ve bulacağımı belirterek yazımızın asıl amacına gelmek istiyorum.

Evet, şüphesiz her annenin kendi evladını her durumda, her şeye karşı koruma hakkı vardır. Bunun aksi her ne sebeple olursa olsun tartışılması bile ahlâksızlıktır. Ancak anneler de bu haklarını birilerinin oyuncağı hâline getirmemeli ve bu evrensel değer yargılarını iyi muhafaza etmelidir.

Çünkü bir anne için evladı, bütün ideoloji ve demagojilerin üstünde bir değerdir. Diyarbakır’daki anneler de bu  değerlerini, tek gayesi maddiyat olan medyaya harcatmamalıdır.

Evet, tabii ki de anneler evlatlarını isteme ve arama haklarına sahiptir ama bu haklarını doğru zamanda, doğru yerde aramalılardır. Düşündürücü olan en önemli şey şudur: 1995’ten beri İstanbul’da bulunan Galatasaray Meydanı’nda coplarla, tazyikli sularla, yerde sürüklemelerle, hakaretlerle vb. birçok aşağılayıcı uygulamalarla baskı altında tutulmalarına rağmen bir gün olsun arayışlarından vazgeçmeyen “Cumartesi Anneleri’nin” yanında bulunmayan sözde sanatçıların, aydınların, medyanın ve dindarların Diyarbakır’daki annelerin yanında olmaları şaşırtıcıdır. Bu sözde kişilikleri bir yana bırakalım da bugüne kadar söz konusu annelerin, “Cumartesi Anneleri” arasında bulunmayıp da bugün ortaya çıkmaları ise ayrıca düşündürücüdür. Amaç, yanan yüreklere su serpmek ve acıları dindirmek, acı çekenlerin sorunlarını çözmek ise hep birlikte gidip sorumlu tutulan partinin önünde oturalım.

Ama herkesçe malumdur ki sorun bir partinin çözebileceği kadar basit bir sorun değildir. Ayrıca, öncelikle sorunun üzerine konuşabilmek için sorunun adının konulması gerekmektedir. Biz de öncelikle var olan sorunu doğru adlandıralım. Yani kısacası, bu sorunun adı “Kürt sorunu” ve çözümü de demokrasi güçlerinin, laiklerin, yüreğinde sevgi taşıyanların ve bu ülkeyi gerçekten sevenlerin el birliği ile kuracakları “demokratik bir cumhuriyet” paradigmasındadır. Bunun da gerçekleşmesi için ırkların, dillerin, kültürlerin, inançların, statülerin arasında ayrım yapılmaması gerekmektedir.

Bu eylemin çözümü: iki kardeşin karşı karşıya geldiği günde olup                             insanca ve ayrım yapmadan adını bilmeyenle sarılabilme cesaretindedir; bizlerin iki cümleyle halledebileceği kadar basit olmayıp ülkedeki tüm insanların birbirlerine ve birbirlerinin değerlerine saygı göstermesindedir. Özetle; inançlardan, dillerden, cinsiyetlerden ve ırklardan arındırılmış insanî özelliktedir. Bu bağlamda empati, samimiyet ve kardeşlik çok önemlidir.

Dedim ya, annelerin yüreğindeki ateşin söndürülmesi bizim üstüne konuşup da çözebileceğimiz kadar basit değildir diye.

Velhasılıkelam, dünya üzerinde var olan bütün siyasetler ve bunların resmî kurumları olan partiler, binlerce kez kurban edilmeli bir annenin yüreğindeki acıya.

Bu aktarımlarımıza şunu da eklemek gerekir ki: evlat hasreti veya acısı her anne için ortak bir duygu olduğundan, yüreği yanan hiçbir annenin kimliğine bakılmaz. Bu anne dağda ölen gerillanın, askerin, polisin veya benim gibi düz bir insanın annesi de olsa hor görülemez ve acısından dolayı kınanamaz. Ancak dediğim gibi her anne bilinçli davranmalı, temel haklarını, değerlerini kimseye kullandırtmamalı ve kimliğine bakmadan acı ile zulmün karşısında tek yürek olmalıdır.

Bu yüzden yüreği yanan yanmayan, evladı yanı başında bulunan veya evladından haberi olmayan, evladının mezar taşına sarılıp saatlerce ağlayan veya sarılacak bir mezar taşı bile bulamayan, kısaca dünyadaki her anne diğer annenin yürek acısını kendi yüreğinde hissederek empati kurmalı ve on yıllardır erklerin ve zihni kana bürünmüş kişiliklerin kendi çocuklarına cenneti yaşatırken başkalarının  çocuğuna cehennemi yaşatmalarına “DUR!” diyerek karşı çıkmalıdır. Değerli annelerin bu karşı çıkışları da dünyaya barışı ve huzuru getirecek, ayrıca bu karşı çıkışları erklerin de kendilerini düzeltmeleri için onlara bir uyarı olacak ve böylelikle güzelim ülkemiz daha yaşanılır ve müreffeh bir ülke olacaktır…

Bu haber ilginizi çekebilir

11 bin kapasiteli Silivri Cezaevi’nde 23 bin mahkum kalıyor

İnsan Hakları İnceleme Komisyonu, Silivri Cezaevin’den incelemelerde bulundu. 11 bin kişi kapasiteli cezaevinde 23 bine …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir