Ana Sayfa / ana-slider / Çürüyen Bir Toplumda İnsan Kalabilmek – Mahmut Çiftçi

Çürüyen Bir Toplumda İnsan Kalabilmek – Mahmut Çiftçi

Evrenin en değerli varlığı olduğunu iddia eden insanın, aklını ve vicdanını devre dışı bırakmadan insanlığını koruyabilmesi onun en büyük değeridir.

Evet, her şeye rağmen insan kalabilmek!

İnsan, değerleriyle ve insanlık özellikleriyle(akıl ve vicdan) evrende değer gören bir varlıktır. Bu özelliklerinden eser kalmayan bir insanın evrendeki bir karınca kadar bile değeri yoktur. Usta şair Yaşar Kemal’in dediği gibi “İnsan evrende gövdesi kadar değil yüreği kadar yer kaplar.” Bu veciz söz tam da anlatmak istediğimizi açıklamaktadır.

Yani insan denen varlık fiziksel ve maddi değerleriyle değil, yüreğinin büyüklüğü ve yüceliği kadar değerlidir. Mevki, makam, şan, şöhret, fiziksel güçlerle veya para ile değil, sevgi, merhamet, vicdan, iyilik, dayanışma, temiz yüreklilik ile insan olabilmektir esas yaratılışımızda var olan!

Doğduğunda kimliksiz gelen ve öldüğünde kimliksiz giden insanın kimlikler üstü bir hayat yaşayabilmesidir asıl önemli olan.

Peki, kimliksiz yaşayabilmek ne demektir?

İdeolojilerden, inançlardan, cinsiyetçilikten, menfaatten, kavmiyetçilik ve ırkçılıktan, taassuptan kısaca toplumsal çürümenin alt yapısını oluşturan her şeyden sıyrılmak ve evrende var olan her şeye saygı, sevgi, şefkat ve merhamet ile yaklaşabilmektir. Kimliksiz yaşayabilmek erdemdir, kutsallıktır, şereftir kendini tanıyarak toplumda var olan her türlü soruna mütevazılık ve önyargısız yaklaşabilmektir. Elini uzatacağı kişinin kim olduğunu sorgulamamaktır. İnsanları ötekileştirmeden her türlü merhameti gösterebilmektir.

Toplumsal çürümeyi buram buram kokladığımız bu ülkede Neler Oluyor?

05.11.2019= İstanbul/Fatih’te 4 kişi İNTİHAR ETTİ!

07.11.2019= İstanbul Çağlayan Adliyesi 1 kişi İNTİHAR ETTİ!

09.11.2019= Antalya’da 4 kişi İNTİHAR ETTİ!

Tarihleriyle birlikte yukarıda verdiğim veriler gerçekten yürek burkuyor. Peki, gencecik bedenlerini cansız bırakmalarına ne demek gerek? Bir aşk dizisinden etkilendiğimiz kadar bu olaylardan etkilenmeden yalandan üzülüp geçerek  hayatımıza kaldığımız yerden devam ettiğimiz bu halimizi hangi kavram karşılar bilmem amma Emile Durkheim’in buraya eklenmesi gereken sözünü ekleyerek yorumu siz değerli okuyuculara bırakıyorum : “Bir Toplumda intihar vakaları kısa sürede çok hızlı artış gösteriyorsa, sebebi kişisel nedenler değil, toplumsal sorunlardır.(Ekonomik Kriz, İşsizlik, Dayanılmaz Yoksulluk vb.)

Evet, sakın ha! Başımızı kumdan çıkarmayalım!

Ve sadece bizim için önemli olan midelerimizi doldurmaya çalışalım. İnsanlar canlarını yitiriyor, bana ne boş ver gitsin. Nasıl olsa kapitalizmin çarkında sömürülüp karın tokluğuna onurundan ödünler vererek çalışıyorsun ve akşama evine giderken 1 ekmeğe 2 tl verip evine ekmek götürebiliyorsun. Sana ne kardeşim siyanürle intihar edenlerden…

Nasıl olsa adil bir medyamız var!

Evinde hayatlarına son verenlerin naaşları defnedilmeden evlerindeki kitaplardan dolayı onlara hakaret ederek onları karalamaya çalışan çok tarafsız ama sakallı bir medyamız var Allah’a şükür. Evet, artık dirileri karalamakla yetinmiyor tarafsız medyamız. Ölüleri de karalayarak parasını kazanıyor.

Peki, bu acı olaylar yaşanırken nerede bu ülkenin aydınları, sanatçıları, hayvan severleri pardon hayvan severler sadece Moda’da hayvanlarını gezdirerek yetiniyorlar. Ki onlar da haklılar zaten çünkü intihar edenler hayvan değil ki insan! Onlar için ne önemi var? Hım bu arada şimdi bu yazıyı okuyacak ve beni anlamadan yargılayacak hayvan severler diyecekler ki “Biz bütün canlara sahip çıkıyoruz.” Şimdiden sizin bu savunmanızı şu örnekle çürüteyim: Cudi dağları, Mazıdağı vb. dağlar yanıyorken veya ahırlarda hayvanlar yakılıyorken neredeydiniz merak ettim doğrusu.

Evet, sadece yukarıda saydıklarıma değil bir de 08.11.2019’da Aydın ilinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenini Hıristiyanlıkla itham edip(sözde duyarlı) Saadet Partisine de bulaşmadan geçmeyeyim. Eğer gerçekten iddianız doğruysa sizi var olan sistemden dolayı tebrik ediyorum. Ama aklıma takılmıyor değil.

Aynı hassasiyetinizi neden bazı Kur’an kurslarında, bazı vakıflarda, bazı öğrenci yurtlarında yapılan tacizlere ve tecavüzlere karşı göstermiyorsunuz?

Aynı hassasiyetinizi neden camilerden insanları uzaklaştıran İmam Hatip’lere karşı göstermiyorsunuz?

İnsanlar katledilirken neden sus pus oluyorsunuz?

Kur’an-ı Kerim’den eser bırakmayanlara karşı neden sesiniz çıkmıyor?

Evet değerli okur, ne yazık ki say say bitmiyor çürümüş toplumumuzun dertleri ve sıkıntıları.

Peki, sıkıntılarımız belli de ne yapmamız gerekiyor?

Acı çeken her kim olursa olsun amasız-fakatsız yanında bulunmalıyız!

Menfaatlerimizin candan daha değerli olmadığını öğrenmeli ve öğretmeliyiz!

Empati kurarak anlayışlı olmalıyız!

Kapitalizm denen sömürü sistemi ve onun dayattığı zilletten kendimizi kurtararak fazla harcamadan kaçınmayı öğrenmeli ve öğretmeliyiz!

Ahmet ARİF’in “Nerede bir can ölse oralı olur yüreğim, olmalı zaten. Olmazsa insan olmaz yüreğim.” Sözünü hayatımıza uygulamalıyız!

İnançlı insanlar olarak imanımızı taklit seviyesinden tahkik seviyesine yükselterek var olan sıkıntıları neden ortadan kaldırmak yerine yeni sıkıntılar eklediğimizin farkına vararak inancımızı hayatımıza tatbik etmeliyiz!

Mal, mülk ve konumlarımızı cepsiz olan kefenimize sarılmadan insanlar uğruna feda etmeyi öğrenmeli ve öğretmeliyiz!

Anlayışı, hoşgörüyü, saygıyı, sevgiyi, merhameti, vicdanı, ahlaklı olmayı, tarafsız olmayı elden bırakmamalıyız!

Çocuklarımıza paylaşmayı, nefret etmemeyi, iyiliği, cesaretli davranarak zalime baş eğmemeyi öğretmeliyiz!

Çocuklarımıza para kazanıp kutulara doldurmayı değil, insanlık için harcamayı öğretelim!

Sakal bırakıp jeeplerin en üst modellerinden birine binmeyi değil, sade bir hayat yaşamayı öğrenip-öğretelim!

Markalar peşinde koşmayı değil, insanlık için mücadele etmeyi öğrenip-öğretelim!

En pahalı telefonlardan “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” Hadisini paylaşıp peygamberin bir tas çorba ile yetindiğini söyleyerek insanları sömürenlere biat etmemeyi öğrenmeli ve öğretmeliyiz!

İnsanları yargılayan yargılayan değil, onları anlayan bireyler olabilmeyi öğrenip-öğretmeliyiz!

Yalana, tecavüze, tacize, hırsızlığa, namussuzluğa karşı durabilmeyi öğrenip-öğretelim!

Rahatına düşkün çocuklar değil, mücadeleci yetiştirmeyi kendimize şiar edinmeliyiz!

Ayrıca Lev Tolstoy’un şu veciz sözü de bizim için bir örnek teşkil etmelidir: “Acı duyabiliyorsan canlısın. Başkasının acısını duyabiliyorsan insansın.”

Özetle; dayanışmayı yayarak, el ele tutuşmalı ve umutsuzluğu,  karamsarlığı bırakmalıyız. Daha kaç insanın “Açım!, İşsizim!, Dayanamıyorum!, İntihar Edeceğim!, Çocuklarıma Ekmek Alamıyorum!, Çocuğuma Pantolon Alamıyorum! … Deyip de intihar etmesini bekleyeceğiz?

“Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” Diyen bir peygamberin ümmeti olduğunu iddia eden bir toplumda ve resmi olmasa da onlarca cemaatin(sayısını net bilen varsa yorum kısmına ekleyebilir.) aktif rol aldığı bir ülkede insanlar açlıktan ölüyor! Tabi buraya da merhum Ali Şeriati’nin şu anlamlı sözlerini ekleyerek yazımı sonlandıracağım. “Dün komşumuz açlıktan öldü, bugün cenazesinde kurban kestiler.” Demekle yetiniyorum.

Yüreğinizde sevgi ile kalın…

 

Bu haber ilginizi çekebilir

CHP, yeni vergilerin iptali için AYM’ye başvurdu

Cumhuriyet Halk Partsi (CHP), Aralık ayında TBMM’de kabul edilerek yürürlüğe giren ve yeni vergiler getiren …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir