Ana Sayfa / ana-slider / Bu Savaş Bizim Savaşımız Olamaz! – Ufuk SAKA

Bu Savaş Bizim Savaşımız Olamaz! – Ufuk SAKA

Bu Savaş Bizim Savaşımız Olamaz! 

Türkiye’nin Suriye topraklarında operasyon başlatması, bunu yapabilmesi için gerekli olan savaş tezkeresine CHP’nin “içi kan ağlaya-ağlaya ve bir tek askerimizin burnunun kanamaması” gerekçesiyle “evet” demesi çok konuşuluyor. Üzerine çok yorum yapılıyor.

Ben işin başka bir yönüne bakmak istiyorum. Ülkenin Türk kimliğine sahip olan nüfusunun belki de yüzde 95’inin bu savaşa manen destek olmasının ardındaki sebepleri tartışmaya açmak istiyorum. “Akıl tutulması” demek kolaycılık olur. Bu akıl tutulmasının ardındaki psikolojik ve sosyolojik nedenler nedir, merak ediyorum. Bu merakımı, gözlemlerimle, aklımdan geçen sorularla ve o sorulara kendimce verdiğim cevaplarla sizlerle paylaşmak istiyorum.

Futbol maçında ölüme övgü

İlk olarak operasyonun 3. gününde Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadında oynanan Türkiye Arnavutluk milli maçındaki gözlemlerimle başlayayım, bu küçük naçizane araştırmama… Halkın gündeme yönelik tepkisinin ne olduğu, en net şekilde futbol maçlarında stadyumu dolduran seyircilerin tutumundan belli olur. Maçı naklen yayınlayan kurum olarak TRT ve ayrıca spikerleri, yorumcuları ile tamamen savaş yanlısı, “Milli, yerli ve otoriteden yana” söylemleriyle dikkat çektiler. “Yazık gençlerimize” diyen dahi çıkmadı ve çıkamazdı da zaten. Askerlik nedir bilmeyen milyarlık futbolcular 90+2’de atılan golden sonra askere selam çakarken, seyirciler “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganlarıyla golü ve galibiyeti alkışlıyordu. Bu arada bir kısım seyirci tekbir getirirken stadın büyük bölümü yuh ve ıslık sesleri ile bu sloganı bastırdı. Aynı anda Arnavutluk bir akın geliştirdiği için; bu yuhalamanın ve ıslıklı protestonun, tekbire karşı mı, yoksa Arnavutluk’u demoralize etmeye yönelik mi olduğunu anlayamadım. Konya Şehir Stadyumunda Ankara katliamında canını kaybeden 104 insan için yapılan saygı duruşunu yuhalayan seyirciler aklıma geldi bir an. Ama iki şehrin, iki stadyumun insanları aynı profile sahip değillerdi.

İstanbul’daki, Seyircilerin çoğunluğunun iktidar karşıtı olduğu biliniyor. Nitekim 31 Mart seçimlerinin iptali sürecinde iktidarı protesto eden sloganlarla iktidarın tepkisini çekmişlerdi. Yerel seçimlerde yapılan bir haksızlığa tepki gösteren seyirci, şimdi kendi yaşlarındaki gençlerin ölmesine, öldürmesine neden övgü diziyorlardı?

 

Kılıçdaroğlu gerçeği!

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, operasyon öncesinde partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, iktidarın sınır ötesi operasyonuna yönelik çok doğru ve sağlıklı olarak yaptığı eleştirilerin ardından “Askerlerimizin burnunun kanamaması için yüreğimiz yana-yana, Suriye’ye askeri operasyona ‘Evet’ diyeceğiz” diyerek bir çuval inciri berbat etti. Üstelik çok önemli konuların gündeme getirildiği, Suriye, ABD, Rusya ve Türkiye ilişkileri konusunda önemli analizlerin yapıldığı, kendi düzenledikleri “Suriye Konferansı’nın hemen ardından. Eğer Kılıçdaroğlu, hem de aynı gerekçeyle, “Askerlerimizin burnunun kanamaması için büyük bir ümit ve insan sevgisiyle tezkereye hayır diyeceğiz” diyebilseydi; AKP, yandaşlarının oyuyla yine tezkereyi meclisten geçirip, yine Suriye topraklarına girecekti ama arkasında onu destekleyen milyonlar olamayacaktı. Şükrü Saraçoğlu Stadını dolduranlardan en azından bir kısmı, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” demek yerine, “Suriye’ye girmekle vatanın bölünmesinin ne alakası var” diye düşünerek “Savaşa hayır!” sloganı atabilecekti.

Bu kadar basit mi?

“Tüm ülkedeki Türklerin tamamına yakın bölümünün, hatta az bir kısım Kürtlerin de desteklediği bu operasyonun, bu denli destek bulması sadece Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’nin tezkereye evet demesine mi bağlı, olay bu kadar mı basit?” sorusu geliyor akıllara… Elbette değil! “Türkiye Türklerindir” söyleminin egemen kılındığı Cumhuriyet tarihi boyunca, bu söyleme uygun davranıldı.

Bu toprakların kadim halklarından Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler çeşitli provokasyonlarla, maddi ve manevi yaptırımlarla neredeyse yok denilecek sayıya indirildi. “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes Türk’tür” denilerek diğer tüm etnisite asimile edilmeye çalışıldı. Pontus, Romeika, Laz, Çingene, Gürcü, Çerkez halklarının büyük bölümü Türkleşmeyi ya bilmeden, ya bile isteye, ya da mecburen kabul ettiler. Kürtler bu konuda çok daha dik durarak kendi dillerini, kendi kültürlerini, kendi ulusal kimliklerini korumayı becerdiler. Hem de Türk halkına hiçbir zaman hiçbir düşmanlık göstermeden, barış içinde bir arada yaşayarak. Türkleştirme ve Türkçülük, ülkede egemenliğini ve sürekliliğini koruyabilmek için kendine düşman edinmeliydi. Yerli ve milli hisleri somut bir düşman olmadan ayakta tutmak zordu. Bu nedenle yine Cumhuriyet tarihimiz boyunca hep bir takım ülkeler, halklar ve dinler düşman gösterildi. İçimizde yaşayan, daha doğrusu “gelip uzak Asya’dan, şu kısrak başı ülkede içlerine girdiğimiz” Ermeniler, “Ermeni tohumu, Ermeni dölü” gibi cümlelerle hakaret unsuru olarak kullanıla geldi. Rumlar denize döktüğümüz düşman, Yahudiler “Türkiye üzerinde planları olan İsrail’in içimizdeki Truva atları” olarak gösterildi. Aleviler “Mum söndü” ile ahlaksız, Ezidiler “Şeytana tapmakla” Allah ve Müslümanlık düşmanı olarak ilan edildiler. Kürtler bir yandan “kardeşimiz” olarak anılırken, diğer yandan “ülkeyi bölmeye hazır düşman” olarak görüldüler, gösterildiler. “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” sözü ile önce içimizdeki “düşmanlar!” hedef gösterildi. Ülke tarihimiz onlarca, yüzlerce “öteki” denilen insanlarımızın katliamı ile dopdolu.

Dış düşmanlar!

Uzak yakın, tüm komşularımız da bize düşman! Şu hain Bulgarlar orada yaşayan Türklere Bulgarca isim verdiklerinden düşmanımızdı… Bunu söyledikleri zamanlarda, bu topraklarda yaşayan Kürtler, kendi çocuklarına Kürtçe isim koyamıyorlardı. Yunanlılar zaten ezeli düşmanımız. Kayalıklar için dahi savaş çıkarmaya hazır beklediğimiz, bir kenarda saklanan doğal iç politika malzememiz… Ermenistan mı? Aman ha… Ne geldiyse onlardan gelmedi mi başımıza? İran… Durup düşünelim. Şah İsmail’le başlayan savaşlardan itibaren bu Şii nüfusa sahip ülkeyle ne çok karşı karşıya geldik. Şah Rıza iktidardayken demokrasinin olmaması nedeniyle (Sanki bizde hep vardı), Humeyni’den sonra ise radikal İslam-Şii yönetimi nedeniyle (Sanki bizde radikal İslamcılar cirit atmıyor) hep potansiyel düşmanımız oldu. Bu bahaneler sona erse bile yeni bahaneler hemen üretiriz. Irak… Allah korusun! Saddam zaten canavardı, şimdi ise tamamen karmakarışık bir bölge. Üstelik Kürt Devleti de var sınırları içinde… Arap değil mi, korkacaksın onlardan… İçlerinde Kürt de varsa daha çok korkacaksın!

Ve Suriye… 5-10 sene öncesinin kardeş ülkesi. Hükümet toplantısının yapıldığı yer Şam… Erdoğan ve Esad’ın eşleriyle birlikte kol kola girip, fotoğraflar çektirdikten sonra, “Kardeşim Esad’tan, katil Esed’e” geçiş süreci. Suriye şimdi, ABD, Rusya ile birlikte Türkiye’nin de başrol oynamak istedikleri adeta büyük bir Holywood şirketinin film platosu haline geldi. Suudi Arabistan da var, Katar da var, İran da var bu platoda… Figüran olarak da, savaşan, kaçan, kendi özerk bölgesini oluşturan Suriye halkları kullanılıyor. Bir de zaman-zaman işgalci ülkelerin askerleri. Ama işgalci askerler pahalı figüranlar. Bu prodüksiyon için bu kadar büyük bütçeye gerek yok. Gönüllü “artist” adaylarına sahip bir ülkeyi kullanmak çok daha ekonomik olur. Üstelik Suriye’nin kuzeyinde, Suruç’un bitişiğinde Rojava’da demokratik, laik ve güvenli bir yönetim varsa en büyük tehlike bu demektir. Barış yanlılarından, barış isteyenlerden daha büyük tehlike olabilir mi?

 

Sonuç

Eğitimiyle, dış politikalarıyla, medyasıyla, en çok okunan kahramanlık romanlarıyla “Türkçülüğü”, insan hakları ve evrensel hukuk değerlerinin çok-çok üstüne koyan bir ülkenin insanları elbette bu hâkim “Devlet politikasının” etkisinden kurtulmakta çok zorlanır. Kurtulabilenlere de “Vatan haini” denir. “Vatan hainleri”, ölenlere ve öldürenlere içten üzülüp, tutsak edilmeyi de göze alarak, “Savaşa hayır” derlerken, “Vatanseverler” kendi ölülerine methiye düzerler. Bari ölenler, fakir fukara, 18 bin lira bulamadığı için askerlik yapmak zorunda kalan gençler değil de, onların yakınları olsa…

 

Bu haber ilginizi çekebilir

CHP, yeni vergilerin iptali için AYM’ye başvurdu

Cumhuriyet Halk Partsi (CHP), Aralık ayında TBMM’de kabul edilerek yürürlüğe giren ve yeni vergiler getiren …

Bir yorum

  1. Mustafa Öcalan

    Sayın Ufuk Saka;
    Makaleni okudum. Düşüncelerini yetkinlikle anlatmışsın. Biraz da “SINIF BİLİNCİ” ni öne çıkarsaydın ya ! İşte o zaman makale daha başka boyutlara evrilebilirdi. Dahası; Suriye ile ilgili benim de katıldığım düşüncelerini dile getirirken biraz da emperyalizmin Ortadoğu’da bir koç başı gibi kullandığı PKK Terör örgütünden bahsedemez miydin. Tüm suç ev sahibinin mi? Hırsızı nereye koyacağız?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir