Ana Sayfa / ana-slider / BECERİLMEYEN İNSANLIĞIN BİR ANLIK KINANMA GÜNÜ! – Mahmut Çiftçi

BECERİLMEYEN İNSANLIĞIN BİR ANLIK KINANMA GÜNÜ! – Mahmut Çiftçi

“KELEBEKLERİN ÂMİNİ”  kod isimli “MİRABEL KARDEŞLER”

Evet, yıl 1960’ın 25 Kasım’ı;

Maria MİRABEL(24)…

Minerva MİRABEL(34)…

Patria MİRABEL(36)…

Muhtemelen kadın özgürlük mücadelesinin mihenk isimlerini, kadın hakları savunucuları ve insanlık için savaşanlar çoktan hatırladı!

Ancak konuyu ilk kez öğrenecekler için kısaca bir bilgi vermek istiyorum.

RAFAEL LEONİDAS TRUJİLLO, 1960’lı yıllarda Dominik Cumhuriyeti’ni yöneten faşist diktatörün adı. Mirabel Kardeşler ise, ona karşı verdikleri mücadele ile kadın özgürlük mücadelesinin öncü kadınları. Eşit insan hakları ve demokrasi için mücadele eden Mirabel Kardeşler ve eşleri, Trujillo tarafından defalarca “terörist” ilan edilip tutuklandı. Trujillo, mal varlıklarına dahi el koyduğu Mirabel Kardeşleri, “ülkenin en büyük iki sorunu Kilise ve Mirabel kardeşlerdir” diyerek hedef gösteriyordu. Bu ithamlardan hemen sonra (Trujillo yanlıları) kimi kaynaklara göre hükümetin gizli polisleri, hapishanedeki eşlerini ziyaretten dönen Mirabel Kardeşler ’in aracını durdurup önce üç kardeşe tecavüz edip, sonra da sopa ile döverek öldürdüler. Ve bu vahşet ertesi gün erkek – devlet şiddetinden arındırılarak, basına “KAZA” olarak yansıtıldı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1999’da 25 Kasım‘ı “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” ilan etti.

Sanırım yukarıda anlattıklarıma çok da şaşırmamışsınızdır. Çünkü başta devletlerin, biz erkeklerin ve erkeklere biat eden kadınların davranışları ve politikaları sonucunda çevremizde sıklıkla karşılaştığımız bir durum!

Evet, bu günü 1960’ta gerçekleşen bir olay olarak görüp bir mesajla veya bir resimle kınıyor ve hemen ardından kınadığımız bu durumun hücrelerimize kodlanmış şekliyle hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Peki, 1960’ta gerçekleşen bir vahşeti kınamak için mi kaleme alıyorum bu yazıyı?

Tabii ki de hayır. Çünkü yıl 2019 yani 59 yıl aradan geçmesine rağmen kalkıp da sadece 1960’ı kınamak boş bir laftan başka bir şey olmayacaktır. O günden bugüne ne Trujillo’lardan kurtulduk ne de içimizdeki Trujillo’yu öldürdük!

Evet, ne yazık ki “MİRABEL KARDEŞLER”in katline sebep olan düşünceyi kendi içimizde taşıyoruz. Erkek egemen sistemler ve bu sistemlere isyan etmeyen kadın veya erkek her bir birey aslında birer Trujillo’dur.

Yaşamımızın her anına sirayet eden kadına yönelik şiddet, ne yazık ki “keşke sadece fiziksel olsaydı!” Dedirtecek cinse bürünmüş durumdadır.

Toplumun her bireyini etkisi altına alan şiddet sarmalı kadın ile özdeşleştirilmiş, psikolojik, düşünsel, cinsiyetçi, mesleksel, siyasal, politik, sınıfsal, kavramsal, vb. projelerle birçok alanda kendini var etmiştir. Kadına yönelik şiddet; toplumun temel hafızasını bir virüs şeklinde ele geçirmekle kalmayıp kendini kadın ve erkek cinsiyetlerinde yaşatmaktadır.

Erk zihniyetlerinin hoşuna gitmese de bu yazı başını kuma saklamış fakat bütün bedeni, en çirkin çıplaklığıyla dışarıda olan insanları inlerinden çıkarma amacıyla kaleme alındı. Bu yazı, “günah keçisi” olarak görülen kadının ve onun şahsında bir bütün olarak şiddete maruz kalan toplumun kendine gelmesi ve bir daha 25 Kasım gününün kınanmasına ihtiyaç duyulmaması için, kendi içindeki erk’i öldürmeyen insan müsveddelerinin insanlığa adım atması için kaleme alındı.

Hal böyle iken;

“Bu ne perhiz, ne lahana turşusu” misali olmasın diye 25 Kasım’ı bir iki sayfa yazı okuyup üstünkörü bir mesajla kınayıp geçmemek için gelin öncelikle biz erkekler kendi özeleştirimizi verelim ve Trujillo’ların kol gezdiği 21.yüzyılda gelin hep beraber bu yazımızda tartışalım ve kendimize 26 Kasım itibariyle bir nitelik kazandıralım.

Evet, değerli okuyucum şimdi büyükçe bir aynanın karşısına geçip bundan sonra yazılanları okuyunca acaba ben de böyle miyim? Diyerek kendimizi bir gözden geçirelim!

En kapitalistimizden en sosyalistimize, en maskülistimizden en feministimize, en avamımızdan en âlimimize, en maçomuzdan en medenimize ve daha sayamadığım birçok sınıfımıza kadar kadına bakış açımızı gelin sorgulayalım…

Neden bunu söylüyorum? Çünkü şuan bu yazıyı merak edip okuyanların geneli kadına karşı şiddetin karşısında olan bireylerdir. Toplumun geri kalanını düzeltebilmemiz ve Mirabel Kardeşlerden tutunda Sakinelere, Fatmalara, Leylalara, Rabianazlara, Nadirovalara, Gülendamlara, Aysunlara, Eminelere, Kabirelere, Zehralara ve ve ve ve …  daha adını saymakla bitiremeyeceğimiz sadece;1 Ocak 2019-20 Kasım 2019 tarihleri arasında katledilen 302 ve şiddete maruz kalan 532 kadına kadar her bir kadının öldürülme ve şiddete maruz kalmasına kendimizden başlayarak hesap verelim.

Ben kendi kadın arkadaşıma, anneme, ablama, eşime, kızıma, komşuma, öğretmenime yani toplumdaki kadınlara hangi pencereden bakıyorum diye vicdanımızın sesini dinleyelim.

Bir erkek olarak kendimize hak olarak gördüğümüz şeyleri kadınlara da hak olarak tanıyor muyuz?

Bir erkek olarak yaptığımız yanlışların kaçını kadınlar yaptığında anlayışla karşılıyoruz?

Bir erkek olarak kadına ne kadar söz hakkı tanıyoruz?

Dilimize bile yansımış olan kadına şiddet kavramlarından kaçını belleğimizden silip atmaya çalışıyoruz?

Trujillo’lar, kadınların kahkahalarına, mini eteklerine, saçına, koluna, şortuna, kaç çocuk yapacağına, kürtajına, kadın mıdır/kız mıdır deyişlerine, kadını eve hapsetmelerine, sokak ortasında öldürüp haftalarca cesedine bile yaklaştırmamalarına, öldürdüğü kadını çırılçıplak soyup bedenlerini teşhir etmelerine ne kadar sesimizi çıkarıyoruz ve sesimizi çıkarmadığımız her şeyi kabullendiğimizi biliyor muyuz?

Toplumdaki bilinçli bireyler olarak kendi ailelelerimizde bile hizmetçi rolünde olan kadına ne kadar anlayışla yaklaşıyoruz?

Kadına yönelik şiddeti kınayıp ancak kendi çevremizdeki kadınlara ne kadar şiddet uyguladığımıza bakıyor muyuz?

Evet, erkek çocuklarımızın sünnet törenlerini bayram coşkusunda kutlarken, kız çocuklarımızın reglinden utanarak nasıl geleceğin eşit haklara sahip kadınını ve erkeğini yetiştireceğiz?

Dünyada bu kadar erkek kutsanmışken bizler(kadın ve erkek herkes) geleceğin büyüklerine neler aşılıyoruz?

Erkekler olarak sevgimizi bile şiddete dönüştürdüğümüz bir dünyanın acaba ne kadar çekilmez hale geldiğini kavrayabiliyor muyuz?

Ya benimsin ya toprağın zihniyetinin bizdeki insanlığı nasıl yok ettiğinin farkında mıyız?

Erkekler olarak teklifimizi kabul etmeyen kadına şiddet uygularken ne kadar hayvanlaştığımızın farkında mıyız?

Erkekler olarak kendimizi ne kadar üstün gördüğümüzün farkında mıyız?

“Erkek dediğin kadının sözü ile hareket etmez.” diye bir saçmalığa acaba nasıl kanabiliyoruz?

Tanımadığımız kadınlara bile ne kadar hoyratça hükmetmek istediğimizin farkında mıyız?

Erkekliği sadece kabalık, kas gücü, sakal, bıyık vb. şeylerle tanımlayarak kendimizi üstün görürken ne kadar komik duruma düştüğümüzün farkında mıyız?

Şiddetin sadece fiziksel olmadığını tekrardan belirterek hayatımızın en ilginç noktalarına nasıl sirayet ettiğine gelin beraber bakalım.

Erkeğin namusu yani malı olarak görülen ve ailedeki erkeğin, ailedeki bütün kadınların namus bekçiliğini yaptığını ve kadını para karşılığında başka bir erkeğe(damada) paketleyip gönderdiğini biliyor muyuz?

-Gelinin evden çıkarken beline bağlanan kırmızı kemerin anlamının “bu kız olarak bu evden çıkıyor” olduğunu biliyor muyuz?

Gelin duvağının aslında İslamiyet öncesi Mekke’de kadınların pazarda satılırken yüzlerine örtülen bir peçeden geldiğini biliyor muyuz?

Beyaz gelinliğin anlamının kadının cinsellik olarak temiz olduğu(bakire olduğu) anlamına geldiğini biliyor muyuz?

-Kendi çocuklarımız arasında yaptığımız kayırmacılığın ne kadar farkındayız? O erkektir yapar mantığında bireyler olduğumuzu ve şiddeti ilkokul seviyesine indirdiğimizi biliyor muyuz?

Peki, ben bunları yazarken sadece erkekleri mi eleştiriyorum? Tabii ki hayır!

Çünkü en az erkek kadar kadın da bu şiddettin oluşumundan ve varlığından sorumludur. Neden mi?

-Tecavüze uğrayanı teselli ederken bir kereden bir şey olmaz diyen Bakan kadın değil miydi?

-Toplumda var olan ve kadın cinsiyeti üzerinden küfür olarak kullanılan kavramların hemen hepsini kadınlar da gülerek kullanmıyor mu?

-Erkek çocuğuna don giydirmeden evin içinde tur attırdığı halde, kız çocuğunun altını değiştirmek için onu köşe bucak saklayan kadın değil mi?

-Şiddete uğrayan kadın arkadaşını teselli etmeye çalışırken “o erkektir yapar” diyen kadın değil mi?

-Evlenirken bile erkeğin soyadını kabul edip kendine bir makam verilmiş gibi sevinen kadın değil mi?

-Kendi erkek çocuğunu topluma terbiye etmeden salan anne kadın değil mi?

-Yanı başında “Kadına Şiddete Hayır!” eylemlerini görmezden gelerek onlardan uzaklaşmaya çalışan kadın değil mi?(Örneğin 24 Kasım’da Kadıköy İskelede gerçekleşen eyleme katılacağına denize bakıp çayını yudumlayanlar kadın değil miydi?)

-Sevgilisinin bütün pisliklerine katlanıp yalandan aşk yaşayan kadın değil mi?

-Yıllarca “erkeğim” diyerek erkek müsveddelerini pohpohlayan kadın değil mi?

-Binlerce kadın yoldaşının verdiği mücadeleye destek vermeyip kendini metalaştıran erkeğe biat eden kadın değil mi?

-Kendindeki gücün ve meziyetin farkında olmasına rağmen kendini erkeğe köle yapan kadın değil mi?

-En üst konumlarda olmalarına rağmen kadın bedenleri erkek-devlet eliyle çırılçıplak sokak ortasına bırakılırken sessiz kalıp onaylayan saygıdeğer başörtülü Milletvekili ablalarımız kadın değil mi?

-Tecavüze uğrayan kızlarını, yıllarca erkekler zarar görmesin diye susturan sözde anneler kadın değil mi?

Demek ki; başta kadına yönelik şiddet ve taciz olmak üzere her türlü şiddete karşı durmanın kadın veya erkek olmakla alakası yokmuş. Bugün Kadıköy’deki kınama esnasında sık sık 6284(ailenin korunması ve kadına şiddetin önlenmesi yasası maddesi) sayılı kanun dile getirildi. Bu madde kadının aile içinde ve toplumda maruz kaldığı şiddeti önleme kanunu maddesi.

Peki, bu maddenin gereklilikleri yerine getiriliyor mu? Tabii ki de yine HAYIR diyeceğiz.

*Eğer bu maddenin gerektirdikleri yapılsaydı 16 yaşındaki erkek bile cesaret edip de pompalıyla bir kız çocuğunu katletmezdi.

*Eğer bu madde uygulansaydı okul bahçesinde erkek arkadaşıyla bankta oturan kız çocuğuna sözde okul müdürü hakaret edemezdi ve kız çocuğunun intihar etmesine sebep olmazdı.

VELHASILI KELAM değerli dostlar, kadına yönelik şiddeti kınarken sadece bir cinsiyeti suçlamakla kalmamak gerekir.  İnsanlıktan nasibini alamayan her bireyin şiddete başvurması ve bunun özellikle aile içi şiddete başvurularak yapılması, toplumdaki erkeğin de bundan cesaret alarak kadına şiddet uygulaması toplumun etik ilkelerden tamamen uzaklaştığının ve devletin de buna izin verdiğinin kanıtıdır. Dolayısıyla kadına yönelik şiddet bireysel değil politiktir…

Ben de bu vesileyle tekrardan KADIN şahsında HER TÜRLÜ ŞİDDETE HAYIR! Diyerek sevgi, aşk, muhabbet, ve mücadeleyle kalın temennilerinde bulunuyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber ilginizi çekebilir

CHP, yeni vergilerin iptali için AYM’ye başvurdu

Cumhuriyet Halk Partsi (CHP), Aralık ayında TBMM’de kabul edilerek yürürlüğe giren ve yeni vergiler getiren …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir